Artificial Intelligence

Modern Devrin Hattatları: Yapay Zeka Üzerine

Yapay zekayı icat olarak değil, tekrar eden bir el işi geleneği olarak okuyorum: hattatların aksine, modelin kendi yazısını bilmediğini düşünüyorum.

Guide

Modern Devrin Hattatları: Yapay Zeka Üzerine

Type
Article page
Best use
Use this page as first-party authored writing within the wider profile and archive.
By Arda Akgül July 3, 2026 Technology & Public Life

TL;DR: Hattat, yazıya biçim veren insandır. Kalemi tutan el kas değildir; kas, mürekkebin sayfaya ne zaman ineceğini bilen bir yargı zinciridir. Bugünün dil modelleri hakkında konuşurken bu ayrımayı ısrarla kaybediyoruz. İnsanlar “yapay zekâ yazar” derken aslında şunu kastediyorlar: bir araya …

Hattat, yazıya biçim veren insandır. Kalemi tutan el kas değildir; kas, mürekkebin sayfaya ne zaman ineceğini bilen bir yargı zinciridir. Bugünün dil modelleri hakkında konuşurken bu ayrımayı ısrarla kaybediyoruz. İnsanlar “yapay zekâ yazar” derken aslında şunu kastediyorlar: bir araya getirme motoru, istatistiksel olarak olası bir devam üretiyor. Bu, hattatlık değil. Bu, kâğıdın kendi kendine düzleşmesi beklentisi.

Benim için asıl ilginç olan burası: çağımızın üretim araçları, hem çok daha hızlı hem de daha az sorumlu. Hattat bir harfi bozduğunda bilirdi. Model bir cümleyi bozduğunda yalnızca akıcı kalır.

Biçim, anlamdan önce gelir

Osmanlı ve İslam hattatlığında tekrar, kusur değil koruma mekanizmasıydı. Bir yazı usulü yüzlerce yıl yaşardı; değişiklik ihanet sayılırdı. Yapay zekâ tarafında ise tekrar tam tersi işlev görüyor: model, eğitim verisindeki kalıpları yeniden ürettiği için “yeni” sanılıyor. Oysa yenilik, kalıbın kırıldığı yerde başlar — kişinin kendi cümlesini kurabildiği yerde.

Bu yüzden üretim hızını bir yetenek gibi alkışlarken tereddüt ediyorum. Hız, yalnızca el işçiliğinin değil, hatanın da ölçeğini büyütür. Bir hattatın bir sayfalık mushafı aylar sürmesinin sebebi makyaj değildi; kontrol duygusuydu. Bizde ise kontrol, üretilen metnin kenarına yapıştırılan bir “review” düğmesine indirgeniyor.

Modelin kendi yazısını bilmediğini düşünüyorum

Dikkat mekanizmaları ve olasılıksal örneklemeyi bir yana bırakırsak, elimizde kalan şey şudur: sistem, bağlamdaki en olası devamı seçer. Bu seçim, sahibinin niyetini zorunlu olarak yansıtmaz. Ben bunu “uydurmuyor” demekten de kaçınıyorum; uydurma, kasıtlı bir edimdir. Model kasıt taşımıyor. Taşıdığı şey, yön duygusundan yoksun bir devamlılık eğilimi.

İşte burada hattat metaforu çökmüyor; tam tersine, işe yarıyor. Hattat, mürekkebi kendi niyetiyle yöneltir. Model, olasılığı devreder. İkisini aynı kelimeyle — “yazar” — çağırdığımızda, sorumluluk zincirini istemeden koparıyoruz.

Ben ne yapıyorum?

  • Üretimi taslak olarak değil, ham madde olarak görüyorum: gelen metni yoklamadan kullanmıyorum.
  • Doğrulanabilir iddialarda — sayı, tarih, kurum adı — kaynağı elle bağlıyorum; modelin “akıcılığı"na güvenmiyorum.
  • Biçimi değil, argümanı düzenliyorum: cümleyi süsleyen araçla, anlamı taşıyan aracı ayrı tutuyorum.

Eleştirel olduğumu sanmasınlar. Araç olarak kullanıyorum ve işimi hızlandırıyor. Benim karşı çıktığım şey, aracın zanaatkâr gibi sunulması. Hattat, elinin arkasındaki geleneği bilir. Model, elinin arkasındaki istatistiği bile bilmez.

Yapay zekâ üzerine konuşurken “insanı geçecek mi?” sorusunu ertelememin sebebi bu. Geçip geçmemesi beni bu kadar ilgilendirmiyor; asıl mesele, geçtiğinde kime ait bir yazının geçtiği. Ben kendi yazımın sahibi olmak istiyorum — hattat gibi, kaybolduğunda fark edilecek bir elle.